Akşemsettin’in Mezarı Nerede? Toplumsal Cinsiyet, Çeşitlilik ve Sosyal Adalet Perspektifinden Bir İnceleme
Akşemsettin, Osmanlı İmparatorluğu’nun önemli alimlerinden biri olarak tarihe geçmiştir. Ancak, bugüne kadar pek çok kişi, Akşemsettin’in mezarının yerini tam olarak bilmiyor. Herkesin aklında bir soru: Akşemsettin’in mezarı nerede? Peki, bu soruya toplumsal cinsiyet, çeşitlilik ve sosyal adalet perspektifinden nasıl yaklaşabiliriz? Akşemsettin’in mezarının yeri, aslında farklı grupların tarihsel, kültürel ve toplumsal deneyimlerini yansıtan derin bir tartışmanın kapılarını aralıyor. Bu yazımda, bu konuyu sadece tarihsel bir perspektif olarak değil, aynı zamanda sosyal adalet ve toplumsal eşitlik açısından da ele alacağım.
Sokaklar ve Akşemsettin’in Mezarı: Toplumun Farklı Yüzleri
İstanbul’da yaşıyorum ve her gün toplu taşıma araçlarında, sokaklarda, parkta, işyerlerinde farklı toplumsal grupları gözlemliyorum. İnsanların gündelik yaşamlarında farklı kültürel, toplumsal ve tarihsel bağlamlarla nasıl ilişki kurduklarını görmek, bazen bir hayli öğretici olabiliyor. Akşemsettin’in mezarının yeri de bu tür gözlemlerimle paralel bir konu gibi geliyor. Çünkü mezarın yeri, hem tarihle hem de toplumun kimliğiyle ilişkili.
İstanbul’un çeşitli mahallelerinde, özellikle de kıyı kesimlerinde yaşayanlar, tarihin çok uzak bir noktasıyla günlük hayatlarını iç içe geçiriyorlar. Akşemsettin gibi bir alim, Osmanlı’dan günümüze kadar gelen bir mirasın parçası. Ancak, bu mirasın ne kadarını sahiplenebiliyoruz? Bugün İstanbul’da farklı mahallelerde ve farklı sosyo-ekonomik düzeylerde yaşayan bireylerin Akşemsettin’in mezarını tartışması, aslında şehirdeki sosyal eşitsizliğin ve toplumsal cinsiyet rollerinin bir yansıması olarak görülebilir.
Örneğin, semt pazarlarında, kahvehanelerde, işyerlerinde sohbetlerde duyduğum konuşmalar, mezarın yerinin nerede olduğuna dair daha çok ‘efsaneler’ içeriyor. Ancak bu tür bir tartışma, kadınların ve farklı etnik grupların gündelik yaşamlarında tarihsel figürler ve onların temsil edilme biçimleri hakkında ne düşündüklerine dair bir şeyler söylüyor. İçimdeki insan hep der ki: “Bu tür tarihsel figürler ve onların toplumdaki yerleri, sadece erkekler tarafından değil, farklı kimliklerden gelen kişiler tarafından da sahiplenilmeli.”
Toplumsal Cinsiyet Perspektifi: Kadınlar ve Tarihsel Temsil
Bir sivil toplum kuruluşunda çalışırken, kadınların tarihsel figürlerle ilişkilendirilme biçimlerine dair sıkça karşılaştığım örnekler beni Akşemsettin’in mezarı sorusuna farklı bir açıdan bakmaya yönlendiriyor. İstanbul’daki farklı mahallelerdeki kadınlar, tarihsel figürlerin, özellikle de dini figürlerin, toplumdaki yerinin genellikle erkek egemen bir bakış açısıyla şekillendirildiğini ifade ediyor. Akşemsettin gibi bir alimin mezarının yerini sorgulamak, toplumsal cinsiyet açısından kadınların bu tür figürlerle ne kadar bağlantılı olduğunu sorgulamamıza sebep olabilir.
Mesela, toplu taşıma araçlarında kadınların, genellikle erkeklerin tarihsel figürlerle ilgili konuşmalarına katılma oranı düşüktür. Çünkü bu tür konuşmalar, tarihsel mirası genellikle ‘erkek figürleri’ üzerinden kurar. Akşemsettin’in mezarının yeri de bir nevi bu mirası, erkeklerin sahip olduğu bir değer olarak sunar. Kadınların, toplumsal cinsiyet eşitsizliği nedeniyle bu tür tarihsel yerlerde daha az temsili, sosyal adaletin ve eşitliğin eksikliğini gözler önüne serer.
Bu noktada, toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlamak adına, tarihsel figürlerin temsilinde daha kapsayıcı bir yaklaşım benimsenmesi gerektiği aşikâr. Akşemsettin’in mezarının yerinin tartışılması, aslında bu tür bir eşitsizliğin farkına varmamıza yardımcı olabilir. Kadınlar, tarihte daha fazla yer almak ve tarihsel figürlerle eşit bir şekilde ilişki kurmak istiyor. Ve bu, sosyal adaletin bir parçası olarak, yalnızca belirli tarihsel figürlerle değil, genel olarak toplumdaki tüm grupların eşit şekilde temsil edilmesi gerektiğini gösteriyor.
Çeşitlilik ve Sosyal Adalet: Herkesin Tarihi, Herkesin Mezarları
Sokakta karşılaştığım birçok farklı insan, Akşemsettin gibi tarihsel figürlerle nasıl ilişki kurduğuna dair farklı bakış açılarına sahip. Farklı etnik kökenlerden gelen, farklı inançlara sahip insanlar, tarihsel figürlerin toplumda nasıl temsil edildiği konusunda farklı deneyimlere sahipler. Çeşitli sosyal adalet hareketlerinde, bu tür figürlerin toplumda nasıl daha kapsayıcı bir şekilde yer alması gerektiği tartışılıyor.
İstanbul gibi kozmopolit bir şehirde yaşayan bireyler, Akşemsettin’in mezarının yerini sorgularken, aslında geçmişte yaşanan toplumsal ayrımcılığı ve bu ayrımcılığın devam eden etkilerini de sorguluyorlar. İçimdeki insan, her bireyin kendi kimliğine ve inancına göre tarihsel figürlerle ilişki kurma hakkı olduğunu düşünüyor. Bu, sadece mezarın yeriyle sınırlı kalmaz; tüm tarihsel öğelerin ve figürlerin toplumda çeşitliliği ve eşitliği yansıtacak şekilde temsil edilmesi gerektiğini savunur.
Sonuçta, Akşemsettin’in mezarının yeri, sadece bir tarihsel tartışma değil, toplumsal cinsiyet, çeşitlilik ve sosyal adalet perspektifinden oldukça derin bir anlam taşıyor. Farklı grupların bu soruya nasıl yaklaştığını görmek, toplumsal yapıyı ve bu yapının içindeki eşitsizlikleri anlamamıza yardımcı olur. Akşemsettin’in mezarının yerini sorgulamak, aslında tüm toplumun tarihsel mirası ve eşitliği nasıl sahiplenmesi gerektiği üzerine önemli bir düşünceye dönüşebilir.